» Filler ve İnsanlar Ekleme Tarihi : 19.04.2008
Vahşi filler, avcılardan yahut kaplan ve arslan gibi mahlukattan kaçtıkları zaman, en evvel en yaşlıları ve kocamışları sıralanır, önde olurlar.

 Sonra küçük yavruları, zayıfları ortaya alırlar, daha sağlam olanları artçılık eder, arkadan gelir. Böylece sürü tabur şeklinde kaçarlarmı ş. Ufak yavruların yorulduğu hissedilirse, büyükleri hemen hortumlarıyla alıp arkalarına atar ve o şekilde kaçarlarmış. Daima muhafazalı ormanlara kaçar, tam bir ciddiyetle zayıflarını himaye ederlermiş. Çiftleştikleri zaman da gayet gizli muamele ederlermiş. Eğer o zamanda maazallah bir insan çıkagelir de muamelelerini görecek olursa, o adamı mutlaka yakalar, ayakları altına alıp çiğner, ezerlermiş. Evcilleşip alışanlar da, insanlardan kendilerine karşı ihanet edenleri mutlaka telef ederlermiş.



Haydarabad-Dekken'de hükümdarın filcilerinden biri, bir fili tahkir etmiş (aşağılamış). Fil hemen o adamcağızı ayakları altına alıp ezmiş. Bilahare filcinin karısı iki çocuğunu birden getirip o filin ayakları altına atmış da: “Bu çocukları bundan sonra kim besleyecek?” demiş. O koca mahluk yaptığı işe pişman olmuş gibi gözlerinden yaş gelmi ş. Sonra çocukların büyüğünü hortumuyla alarak arkasına atmış da, sanki o çocuğu bundan sonra filciliğe kabul ettiğini göstermiş. Bilahare hep o çocuğa itaat eder olmuş. İşte o çocuk da elân hükümdarın fil ahırında filci olup, vazifesinde devam etmekte. Ben ( Abdürreşid İbrahim) fil üzerinde resim çektirdiğim zaman, filin yanında ayakta duran filci o çocukmuş.

File binerek Haydarabad civarında bir köye gitmiştik. Yolculuk esnasında filcinin muamelesi son derece hayretime sebep olmuştu. Filci adeta bir insana söz söyler gibi talimat vererek bütün kuvvetiyle giderken, o hayvana yolun tepesinden-deresinden, hendeğinden-köprüsünden haber veriyordu. Hayvan da aldığı talimat üzere öyle gidiyordu ki, tren hızıyla mesafe katederdi ...

Hindistan'da mevcut hayvanların en garibi zannederim şu fildir. Son derece insanlara alışkın ve itaatkâr...

Abdürreşid İbrahim: Alem-i İslâm, sadeleştiren Ertuğrul Özalp (İstanbul-2003 ), 2/350-353.

Can Kurtaran Filler

Haydarabad - Dekken'de milâdi 1908 senesinde gayet şiddetli su baskını olup, rivayete göre tam elli bin evi tahrip ettiği gibi, on binden fazla insanın telef olduğu zannediliyor. Şu semavî afet benim Dekken'e gelişimden birkaç ay evvel olmuştu. Bu sebepten memleketin büyük kısmı harabe şeklinde bulunuyordu.

Bu afet gayet müthiş bir felaket olduğu kadar da feci manzaralar teşkil etmi ş, şehrin bir kısmı nihayet yarım saat zarfında tamamıyla su altında kalarak yok olduğu gibi; can kaybı da büyük olup, bilhassa evde kapalı olan müslüman kadınları birden bire dışarı fırlamışlar ise de, nereye gideceklerini bilmediklerinden kurtuluş çaresi bulamayıp, binlerce kadın boğulmuş.

Ben ( Abdürreşid İbrahim) Dekken'e geldiğim zaman, sokaklarda iki adam bir araya geldiğinde mutlaka o su baskınından bahsolunuyordu . Her yerde acı acı facialar söylenirdi.

Asıl bir garibe, fillerin bu felaket esnasında can kurtarmalarıdır. O zaman Haydarabad - Dekken'de ne kadar fil var ise hepsi can kurtarmaya dökülmüşler. O mübarek hayvanlar nereden insan sesi hissederse, suları dalga halinde yararak oraya hü***** eder, hemen kafile kafile adamları sırtına aldığı gibi kenara gelir. Hemen postayı sırtından attığı gibi, tekrar nerede insan sesleri varsa o tarafa gider, can kurtarmaya bakar; bazı küçük çocukları hortumuyla su üzerinden toplarmış. Bazan feci ağlamaları her taraftan hissedince, hayvan şaşırarak bir sağa bir sola gidermiş. Bazan sırtı insan dolu iken şaşırarak yine başkalarını kurtarmaya çalışırmış. O zaman sırtında olanlar feryat ederlermiş. Bu şekilde hayvanlar gayet külliyetli can kurtarmışlar, adeta cankurtaran alayı vazifesi görmüşler.

Bütün ahalinin ağzından bu hayvanların gayet büyük bir ihtisas ile can kurtardıkları da söylenirdi. Hatta o mübarek hayvanın orada gösterdiği fevkalâde maharet, eskiden beri fil ile beraber yaşayanların bile hayretlerine sebep olmuş... Bu münasebetle fillerin birçok medihlerini tekrar tekrar işittim. Çok garib ve tabii hissiyat.

Alem-i İslâm, 2/ 354-355 .

Hindistan'ın Mutlu Sığırları

Bir mecusi sokakta bir müslümana rastgelirse kafasını kaldırır güneşe bakar; hemen o müslümanın güneş alan tarafına geçer. Zira müslüman gölgesi mecusi üzerinden geçerse, mecusiye Ganj nehrine gidip yıkanmak vacib olur, başka türlü kendini temizleyemez! İşte insanlarda nefretin dereceleri, hayret! Yahut ahlâki terbiye derecesi...

Dünyada sığırların da bahtiyarları Hindistan'da bulunur. Hindistan'da en büyük şehirlerde, hatta payitaht olan Kalküta'da dahi en güzel, en muntazam caddelerde, kaldırımlar üzerinde inekler yatar. Gayet büyük, patlayacak derecede semiz hayvanlar... Otuz-kırk derece sıcakta insanın gölgede yürüyeceği yerde, en güzel mağazanın penceresi önünde bir hayvan uzanmış yatıyor, öbürü de ayakta duruyor. Her yer hayvan pazarı gibi olmuş, kimse de bir şey diyemez. Hükümet de dinî geleneklere saygı duyar. Daha doğrusu Hindistan'da en büyük efendi o mübarek hayvandır! İnsanlar onlara meydan vermeye mecburdur.

Bu inekler hakkında ne garib itikatlar ve ne de akla-fikre gelmez rivayetler var! İneğe tazim esasen (mecusilikte) dinin rükünlerinden olmadığı halde, bilahare insanlar taşkınlık ettikçe, o pis kalblerde o hayvanın makamı yükselmiş. Hatta bazıları ineğe “ Küsay ” demeye kadar varmışlardır ki, (neuzubillah) “Allah” demektir.

Hindistan'da mezheplerin bu derece perişan olması, tabiî ki (sömürgeci) İngilizlerin de siyasetini okşar. İngilizler bu hallerden memnun oluyorlar; mezhep adına birbirini boğmakta olan Hintlilerin çekişmelerinden sömürgeci hükümet büyük istifadeler temin etmektedir. Hatta mecusilerin taassupları İngiliz ricali tarafından vakit vakit alkışlanıyor. Mezhep mensuplarının ekser sözcüleri taassubu derecesinde hükümet tarafından nakdî yardıma dahi mazhar oluyor. Ve bu hükümetten ötürüdür ki, her sene yeni mezhepler türemektedir.

Yeni mezhepler, her ne kadar az ise de, müslümanlar arasında dahi baş göstermiş: Babî, Kadıyanî, Vehhabî, Ağa Hanî , Ashab-ı Hadis isimleri altında bulunanları İngilizlerin iltifatına nail olmuşlar. Bu da (İngilizler için) bir hikmet-i hükümettir.


YASAL UYARI: Köşe yazarlarımızın yazdığı tüm haber ve yazılardan yazarllarımız sorumludur, Site yöneticileri hiç bir durumda sorumlu tutulamaz.
www.sisdagi.com
Yazı : Engin Cebeci
 

.:YORUMLAR:.
Sisdagi.com Haber Sayfası

Sis Dağı Haber Sayfası

İsim :
Mail :
Yorum :
Tarih :
Haber :
 

 

 

Diğer Yazılar